Yanan bir ev Var

 

Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza" Kitab'ında "Suçun kendisi, suçu işleyene cezadır. Ne yaptığının bilincinde olarak bir ömür yaşamak." şeklinde bir tanım vardır.
Buna karşılık Nietzche der ki: "İncittiğin insandan nefret etmek çok kolaydır."

 

Anlamamız gerek ne?
İnsanların bakış açıları farklı. Önemli olan, herkesin aynı şeye baktığını bilmesi.

 

Yanan bir ev var. Bundan kâr edenler var ve bu yangını söndürmek isteyenler var. Ya yangını alevlendiren olacağız ya da söndüren.
Kimin kimi incittiği, kırdığı, ayıp ettiği şu anda konumuz değil. Şu an yangını söndürmemiz lâzım.

 

Nasıl ki her Çeçen, Aslan Maskhadov'u desteklemediyse, Ramzan Kadirov'u da desteklemeyecek. Ama unutuyorlar ki, Ramzan Kadyrov, Maskhadov'u destekliyordu. Ateşin gücünü öğrenene kadar.

 

Bu yangın sönmeden hepimiz "Kül" olacağız. Aşağılanmış da, aşağılayan da. İnciten-kıran da, suçlusu da, cezalığı da...

 

Ve hiçbir Laz, bir Pomağa: "Sen dilini konuşamazsın" dememiştir. Eğer Türk milliyetçi kimliğini benimsememiş ise. Hiçbir Ermeni, bir Rum'a: "Rumca konuşamazsın" dememiştir. Eğer Türk milliyetçi kimliğini benimsememişse. Hiçbir Kürt de, bir Çerkes'e: "Adighabze konuşamazsın" dememiştir. Türk milliyetçi kimliğini benimsememişse. Ama her Türk, ya da herhangi bir ırkın milliyetçisi: "Bizim dilimizden başka dil konuşmayacaksın" demiştir.

 

Buna da "EyvAllah" diyorum. Milli istikrar, milli lisan, milli nizam. Pekala...
da çoklu dilli ülkeler de nasıl yaşanıyor?
İsviçre?
Belçika?
Hindistan?
Çin?
Kazakistan?
İrlanda?
Hollanda?
Fransa/İspanya? (Bask/Katalan)

 

Onlar bu yangınları nasıl söndürdü?
Onların yangınları kimi ya da neyi yaktı ve alevlendirdi...[/text_output]

READ:   Broke Door Down