Ormanda Bir Ağaç

Ormanda Bir Ağaç

Bir varmış bir yokmuş.

Bir kral yokmuş, bir kraliçe yokmuş, bir prenses yokmuş, bir tepede bir saray, bir yolda bir han, bir köyde bir çoban..

Bir dağda bir aslan, bir çölde bir insan yokmuş.

Birçok insanlar varmış, kimi kralmış kimi kraliçe, kimi çiftçi, kimi işçi birçok insan varmış.

Bir ormanda bir ağaç bir ülkede bir şehir, o şehirde bir fabrika o fabrikada bir makine varmış.

Bir ormandaki o ağaçta bir dal varmış.

Daha, daha bitmedi. Daha başladı da sayılmaz.

Bir çocuk varmış, adı Erol. Pencereden sokağa tükürür kâğıtlar atarmış.

Sokağa çıkınca ona buna yumruk sallar, arkasından vurup kaçarmış. Ne büyük bilirmiş ne küçük. Çocukları iter düşürür, onlar ağlayınca güler sırıtırmış. İyi bir çocuk değilmiş. Kötü hiç değil. Daha bir şey değilmiş.

Onun anası babası onu öylesine bırakmışlarmış da o bu yüzden böyleymiş.

Tıpkı o ormandaki o ağacın o dalı gibi. Ormandaki o ağacın o dalını anlatmadık. O dal kurumuş bir dalmış. Öbür dallar yeşerir o dal yeşermezmiş. Çünkü o dal daha bir filiz sayılırken bir böcek onun gövdeye en yakın yerinde bir çukur açmış yerleşmiş. O dal da ondan kurumuş. Hiçbir kuş gelip o böceği yememiş. O böcek de orada iyice yerleşmiş; dalı gövdesinden ayırmış.

Bir makine vardı demiştik. O makine kurumuş dalları işlermiş. Ondan kibrit, cetvel, kalem, tahta gibi şeyler yaparmış.

Bir gün o dalı kesmişler. Öbür kurumuş dallarla beraber kamyonlara doldurup trenlere yüklemişler. O şehre göndermişler. O fabrikaya vermişler o makinada işlemişler.

Gelelim Erol’a. Erol da büyümüş büyümüş. Okulda edememiş. Düşüncesini geliştiremediği için, içinden ne eserse onu yaptığı için eli dili kolu kuvvetlenmiş ama kafası kuvvetlenmemiş.

Erol geçmiş bir makinanın başına tahta kesmiş..

Şimdi o ormanda bir başka dal kuru, o sokakta bir başka çocuk Erol gibidir.

READ:   Lesson of the Day

Şimdi o makinanın başında o kuru dalı işleyen Erol’un aklı başına gelmiş, çalışmaya daha da yükselmeye başlamış ama görgüsü, inceliği ve terbiyesi fazla ilerlememiş.

Ormandaki kuru ağaçlardan, kuru dallardan şimdi daha güzel şeyler daha akıllıca eserler daha ince makinalarla işleniyor. Daha ince makinaları okulda okuyup, okuduklarını ilerletenler bulmuş da Erolları daha rahat ettirmişler.

Şimdi okuldakiler arasında daha da ilerlemiş, daha yeni makinaları bulup yapacaklar okuyorlar.

Sokaklarda Erollar çoğalıyor. Onlara yarın işler hazırlamak gerekiyor.

Herkes herkese lazım. Ama iş ormanda ağaç olmakla fabrikada ağaç olunmasında.

Ben ormanda yeşil bir ağaç olmayı isterim.

Şu ya da bu nedenden kuru dal olmakla da insanlığa yararım dokunacak. Biliyorum.

Ama yeşil bir ağaç olmak isterim dedim ya. İstediğim bir şey var, olabilsem de olamasam da içimde bir istek yaşıyor. Kulağınızı uzatın da söyleyeyim: Ben yeşil bir ağaç oldumsa bununla yetinemiyorum. Bir orman olmak istiyorum. Ve bunun için elimden gelen her çabayı her gücü de göstermek için çalışıyorum.

Ve her ağaca da bunu söylüyorum.

Eğer ormanların yanından ya da içinden geçerken titreşen dalları ve gövdeleriyle sallanan ağaçlar görüyorsanız onlar benim söylediklerimle alay eden ağaçlardır. Ben, hani o iri gövdesinde o ince ağaçlar kadar dallar taşıyan ve dallarının ucundaki yapraklarımla gülümseyen kocaman gövdeli ağacım…

O kuruyan ağaçlar bana gülenlerin arasından çıkar. Ben şimdilik o kocaman ağacım. Şimdilik bir yarım orman sayıyorum kendimi. Orman olacağıma da inanmaktan hiç geri kalmış değilim.

Eğer bana yakın irilikte başka ağaçlar da görüyorsanız, onlar bana gülmeyen, benim kulaklarına söylediklerimden hız alarak güçlerini ve çabalarını kullanan ağaçlardır.

Eğer bir gün istediğime erişir bir orman olursam bir ülke, dağları, gölleri, kıyıları, yeşillikleriyle bir ülke olmaya bakacağım.

READ:   The final hour is upon us... I find out my results

Şehirleri, insanları, sevgileri, incelikleri ve güzellikleriyle bir ülke.

 

Özdemir Asaf, Dün Yağmur Yağacak, Adam Yayınları, Eylül 2002, S.139

Resim Salvador 'ye aittir.