Lethe

Yeryüzündeki tüm suların ondan gelip ona döndüğü söylenen bir ‘’Unutuş Nehri’’ ve bu nehrin tam ortasından aktığı bir ‘’Unutuş Şehri’’ varmış bundan çok zaman önce.
Tüm su parçaları ondan ayrıldıktan sonra ona dayanılmaz bir özlem duyarmış, ayrıldıklarında kendilerini hatırlar, onunla birleştiklerinde ise onda kendilerini unuturlarmış.

İnsanların içinde bilge olanlar hep şunu sorarlarmış: Bunlar neden kendilerini hatırlamak değil de kendilerini unutmak istiyorlar?
Neden ona özlem duyuyorlar?

Nehre insanlar da girerlermiş bazen ve bambaşka insanlar olarak çıkarlarmış. Söylendiğine göre nehir herkesi kabul etmez, kabul etmediklerini kendisinde boğarmış.

Bilge insanlar yine sormuşlar: Nehir neden bazılarımızı boğuyor da bazılarımıza ölümlüyken ölümsüzlüğü armağan ediyor?

Ölümlüyken ölümsüz olmaktan kastedilen, insanların nehre her girişlerinde geçmişte yaşadığı acıları unutmaları ve yalnızca güzellikleri hatırlamalarıymış. Nehir bunlarla da kalmıyor, insanların istediği kaderi onlara bağışlıyormuş.

Fakat insanların yapması gereken bir seçim varmış, o da nehre ne zaman girmeleri gerektiği üzerineymiş. Herkesin bir hakkı varmış, ayrıca nehre girecek olan boğulma riskiyle de karşı karşıyaymış.

İnsanlar nehre girecekleri zamanı boğulmaktan korkmadıkları zaman seçmelilermiş, böylece en yüce güzellikler ve sonsuz hayat onlara bahşedilirmiş.
Boğulmaktan korkanlar ise insanlıklarından olur, sonsuzluğun sahte bir görünüşünü yaşarmış.
Boğulmaktan korkmayanlar ise gerçek sonsuzluğa yol alırmış gerçek yaşamın en derinliklerine.
Genel olarak boğulmaktan korkmayanların boğulmadığı düşünülüyormuş.
Bunlar içinde de kendisinden en emin olan bir tanesi varmış. O da Lethe isminde bir gençmiş.
Düşüncesini hiç kimseye açıklamamış ve bir gün ansızın meraklı bakışlar altında nehre girivermiş.
Onu bir daha gören olmamış. Şehir halkı onun da diğerleri gibi korktuğundan boğulduğunu düşünmüş.

Lethe suya girer girmez sonsuz bir ışık demeti gözlerini kamaştırmış.
Suyun içerisinde nefes alabildiğini hissetmiş.
Akıntı onu nehrin derinlerine çekmiş ve kendini daha önce hiç görmediği bir yerde bulmuş.
Etrafına toplananlardan bazılarını tanımış. Önceden boğulduğu düşünülen kişilermiş bunlar.

‘’Neden bu kadar geciktin? ’’ Demiş içlerinden biri.

Lethe şaşırmış ve bir cevap verememiş.

Başka birisi devam etmiş:

‘’Biz gerçekten boğulmaktan korkmayanlarız. Tam anlamıyla nehirde kendini unutmaya hazır olanlarız.’’

Lethe sormuş: ‘’Anlıyorum ama neden bu diğerlerinden saklanıyor? ’’

‘’Kimseden bir şey saklandığı yok. Sadece herkes kendisi bulmalı.’’

Lethe’nin geldiği bu yerde insanlar çok mutluymuş. Kötülük ve çirkinlik orada adeta yok olmuş. Lethe gecenin hiç gelmediği bu yerde diğer insanlarında bundan haberdar olması gerektiğini düşünüp durmuş.

Ve dönüp geride kalanlara bunu anlatmak istemiş. Suya tekrar girmiş. Bundan sonrasını pek hatırlamıyor ama uyandığında kendisini unutuş şehrinde buluvermiş.

‘’Ne oldu bana? ’’ diye sormuş.

Şehir halkından birisi boğulmak üzereyken kurtarıldığını söylemiş.

-Aslında Lethe’nin suda boğulduğunu düşünmüşlerdi. Fakat unutuş şehri bunu onlara unutturmuş ve zihinlerine başka bir durumu yazmıştı.-

Lethe bu cevaba şaşırmış ve inanmak istememiş.

Hiç gece olmayan yerin olmadığını düşünmek onu çıldırtmış. Artık hiç kimsenin ona inanmayacağını biliyormuş. Yine de bazılarına anlatmış. İnsanlar onunla alay edip, çıldırdığını düşünmüşler.
Şehir halkı onu bir yere kapatmış. Oradan ölünceye kadar çıkartılmamış. O şehirde olup da ölen tek kişiymiş Lehte.

Unutuş Irmağının ismini Lethe den aldığı söylenir. Bu hikaye nehir ve Lethe özdeş olmuştur.

Lethe kendini nehirde bırakmış ve çıldırmıştır. Nehir ise Lethe’nin bu durumuna üzülür. Onu tekrar gecenin olmadığı şehre de götüremeyeceğini bilmektedir.

Böylece unutuş ırmağında ölen tek kişi ‘’Kendini’’ unutuş ırmağında yeniden bulmuş ve ölümsüzlüğünü kazanmıştır.

Bilge insanların sorularının cevapları da söyle yanıtlanmalıymış:

Su parçaları nehirden ayrıldıklarında kendilerini hatırlıyorlarmış ama zamanla bu hatırlama etkisini yitiriyormuş ve nehre geri dönüp kendilerini tamamen unutmak istiyorlarmış. Çünkü hatırlama etkisini yitirdikten sonra onları nehre karşı dayanılmaz bir özlem sarıyormuş. Özlem ancak onunla bütünleşince son bulurmuş, nehre girdikleri anda kendilerini unuturlarmış ama nehre ilk girdiklerinde ‘’Kendiyi’’ yani kendilerini hatırlamaları gerekirmiş ki ‘’Kendilerini’’ unutabilsinler. Orası hem ‘’kendi’’ oldukları hem de ‘’kendilerini’’ yitirdikleri tek yermiş.

İnsanlar için sorulan sorunun cevabı ise:

Şehirdekiler ölümsüzlüğün yani tüm mutlulukların kendilerine, boğulmadıkları için, boğulmaktan korkmadıkları için verildiğini düşünürmüş ama aslında durum tam tersiymiş. Öyle ki asıl korkanlar onlarmış ve gerçeklerden habersiz olarak sahte bir dünya içindeymişler. Boğulanlar ise gerçek hayata gözlerini açanlarmış aslında. Gerçekten korkmayanlar ve kendi kaderlerini kendileri yaratmayı göze alanlarmış.

Ama en önemli noktayı unutmak bu sırları anlatana hiç yakışmazmış. O da şuymuş;

Gecenin hiç olmadığı yerde kendi kaderlerini kendileri yaratmayı seçenler yaşarmış ve onlar gerçekten de ölürmüş. Çünkü sonsuzluk sonluluk olmadan yaşanmazmış.

Lethe nehrinin kenarında yaşayanlar ise kendilerini aslında olmayan kadere bıraktıkları için gerçek hayata hiç yaklaşamayanlarmış. Onlar sonsuzluğu sonlu olmadan yaşamak isteyenlermiş ve korkmadıklarını söyledikleri halde kendilerinden en çok korkanlarmış.

READ:   The Browns – An Anthropologist Best Scary Dream