SADECE ÇOK AKILLILAR VE ÇOK APTALLAR ASLA DEĞİŞMEZLER*

ÇOK AKILLILAR VE ÇOK APTALLAR

Değişim ve dönüşüm. Çok kullandığımız kavramlar. Bu değişim dönüşüm sentezini oluşturan unsurları kısaca ekonomik, siyasal, ekolojik, sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik, demokratik alanda ve çoğu alandaki değişimin temel unsuru olan bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler olarak tanımlayabiliriz. Bu yüzden de bilgi çağı ve dünyadaki değişim trendlerini çok iyi analiz eden Peter F. Drucker içinde yaşadığımız yüzyılı “sosyal dönüşümler yüzyılı” olarak adlandırmıştır.

Bizler bu değişim neresindeyiz? Değişimi ne kadar istiyoruz?

Aslında birçoğumuz değişimi ve dönüşümü istiyoruz hatta bazen en iyi savunucusu oluyoruz ancak mevcut koşullara baktığımızda bir arpa boyu yol alamadığımızı görüyoruz. Bir yandan değişimi desteklerken diğer yandan bu değişime direniyoruz çünkü. Aktif yada pasif olarak engel oluyoruz. Bu yüzden de ülkemizdeki çoğu değişim projeleri işlerlik kazanamıyor.

Peki nasıl engel oluyoruz?

Bakın Prof. C. Aktan değişim ve dönüşüme aktif yada pasif engel olan grup ve düşünceleri nasıl tanımlıyor:

Hoşnutlar grubu: Hali-vakti iyi olan zenginler ile statükodaki gelir, makam, prestij vs. konumlarından memnun olan herkesi bu gruba dahil etmek mümkün. Göreceli olarak toplumda daha iyi yaşam standardına sahip olan herkesi “hoşnutlar grubu”na dahil ediyorum. Bu kesim için değişim çok önemli, ancak değişimin yapılamamasının bu kesim üzerindeki maliyeti diğer kesimlere göre daha düşük. Örneğin, hoşnutlar grubunun üyeleri hastane kuyruklarında çile çekmek zorunda kalmadıkları için sağlık reformunun gerçekleştirilmesi bunlar için o kadar büyük bir sorun olarak görünmüyor. Bu kesim, ya parasını vererek özel hastanelere gidebiliyor veyahut ta sahip oldukları makam, mevki vs. dolayısıyla devlet hastanelerinden çile çekmeden ayrıcalıklı olarak yararlanabiliyor. Aynı şekilde, parasını vererek çocuğunu özel okullara gönderen kesim için eğitim reformunun gerçekleştirilmesi o kadar önem taşımazken, belirli bir kesim çaresizce devlet okullarındaki kalitesizliğe razı oluyor. Özetle, hoşnutlar grubu mensupları çoğunlukla pasif davranışları dolayısıyla değişimin gerçekleştirilmesine bir katkıda bulunmamaktadırlar.

Kinikizm ve kirene ahlakı: Kinikizm bir ahlak felsefesidir. Snop’lu Diojen’in “gölge etme başka ihsan istemem” sözü kinik felsefenin temelini oluşturur. Kirene ahlakı ise bir haz ahlakı (hedonizm) anlayışıdır. Kirene ahlak felsefesine göre insan kendisine haz vermeyen şeylerden uzak durmalıdır. İşte bu kinik ve kirene ahlakına sahip olan kimseler aktif olarak değişime direnmeseler de pasif tavırları ile değişimin gerçekleştirilmesine bir katkıda bulunmazlar. Her toplumda “görmedim, duymadım, konuşmadım” formatına uygun bireyler bulunmaktadır. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın...” mantalitesinin yaygın olduğu bir toplumsal kültür ortamında değişimi gerçekleştirmek gerçekten güçtür.

Bilgisizlik: Eğitim ve kültür seviyesinin düşük olduğu bir toplumda değişimin gerçekleştirilmesi kolay değildir. Bazen bildiğimizi sandığımız şeyler “bilimsel bilgi” değil, sadece bildiklerimizdir!... İnsanoğlunun bilgisini şekillendiren genellikle yaşadığı çevredir. Yine insanoğlu, doğası itibariyle sahip olduğu bilginin “doğru bilgi” olduğu konusunda ısrarlıdır. Oysa “öğrenilen bilgi”, çoğunlukla ya “taraflı bilgi”dir ya da “eksik bilgi”dir. İşte tüm bu nedenler dolayısıyla değişimi gerçekleştirmek kolay değildir. Bilgisizlik, değişimin önündeki en büyük engellerden birisidir. Değişim için yüzeysel değil, “derin bilgi” gerekir.

Bigotizm ve dogmatizm: Bilimsel ve mantıksal bir açıklama olmaksızın; kanıt ve bulgulara dayanmaksızın herhangi bir ideolojiye, doktrine, düşünceye veya partiye olan bağlılık (dogmatizm) ve sabit fikirlilik (bigotizm) değişimin gerçekleştirilmesini engellemektedir. Bu gruptaki insanları “tabularının köleleri” olarak adlandırmanın uygun olabileceğini düşünüyorum.

Muhafazakârlık ve geleneklerin tiranlığı: Din faktörünün dışında toplumda gelenek ve görenekler genellikle değişime şüphe ile bakılması ve hatta aktif olarak değişime karşı çıkılması sonucunu doğurabilir. Maalesef, her toplumda belirli muhafazakâr çevreler değişime çoğu zaman şüphecilikle yaklaşmakta, bazen pasif tavırları ile bazen de aktif direnç göstererek engel olmaktadırlar. Büyük reformistlerden Abraham Lincoln’ın güzel bir sözü var: “Muhafazakarlık nedir? Eskiye hayran olmak, yeniye ise muhalif olmak değil midir?” Bazı geleneklere, örf ve adetlerimize elbette hayran olmalı, saygı duymalı ve onları korumalıyız. Ancak bunu yaparken yeniliklere ve evrensel değerlere karşı da “tutucu” olmamalıyız. Özetle, geleneklerin tutsağı ve kölesi olmamalı; geleneklerin tiranlığı altında ezilmemeliyiz. Ne kör değişim sevdalısı, ne de kör bir muhafazakâr olmalıyız.

Korku: İnsanın doğasında yeni şeylere karşı bir korku veya şüphe daima mevcuttur. Korku, değişimin gerçekleştirilmesini güçleştirir. Bunun dışında koltuğunun ve makamının elinden gideceğinden korkan bazı parti liderleri, bürokratlar ve kamu görevlileri de radikal kararlar almak ve uygulamaktansa mevcut düzene uyma eğilimini yeğleyebilirler. Sonuç olarak, korku, değişimi engelleyen bir diğer faktördür.

Aşırı milliyetçilik ve şovenizm: Toplumda bazen “batı adetleri bize uymaz” gibi ifadeleri duyarız. Bu yaklaşım genellikle aşırı milliyetçi bazı kesimler tarafından dile getirilir. Onlara göre tek doğru olan milli ve yerel değerlerdir. Oysa, bu dar zihniyeti aşıp, milli ve yerel değerlerle birlikte global/evrensel değerleri de tanımamız gereklidir. Ne sadece global düşünmeli, ne de global dünyayı dışlayan bir yerel akla sahip olmalıyız. Deyim yerindeyse "Glokal" düşünebilmeliyiz! “Global ve “Lokal” (yerel) kelimelerinden türetilmiş olan "Glokal" kavramını bu açıdan kullanmayı yeğliyorum.

Sosyalist ideoloji: Dünyadaki yeni konsensüs bir kaç ülke hariç sosyalizmi ve komünizmi dünya engelleme yönünde mücadele edebilmektedir. Çıkar grupları, uluslararası ticaret üzerindeki tarifelerin haritasından silmiştir. Sosyalistler ve komünistler hala, özellikle piyasa ekonomisi yönündeki değişim ve yeniden yapılanma önerilerini reddetmekte ve bunlara karşı olmayı sürdürmektedirler.

Atalet: Fizikte bir cismin harekete karşı dayanıklılığını ifade eden bir kavram olan atalet, sosyal değişim için de geçerli olabilir. Kısaca, atalet bir insanın ya da organizasyonun değişmeden aynı durumda kalma eğilimini ifade eder. Atalete sahip bireyler, değişimi pasif bir şekilde engellerler.

Kıskançlık ve anlaşmazlık: Bireyler arasında kıskançlık ve anlaşmazlık da değişimin gerçekleştirilmesini engelleyebilir. Aynı fikirleri savunan siyasal partilerin ya da bireylerin aynı çatı altında mücadele ederek değişimi gerçekleştirmeleri pekâlâ mümkünken bundan bilinçli olarak kaçtıklarını görebiliyoruz. Türkiye’de siyasal parti liderlerinin aralarındaki anlaşmazlıklar ve kıskançlıklar birçok alanda birlikte değişim için mücadele edilmesini engellemektedir.

Değişimi yararsız ve önemsiz görme: Değişim olsa da toplumdaki güç kompozisyonunda bir farklılık olmayacağına ve problemlerin yine belirli kesimler için var olacağına inanma, insanları değişim için mücadele etmekten alıkoyabilir. Romalı şair ve hicivci Horace’nın “değişim genelde zenginin işine yarar.” (Plerum que gratae divitibus vices) sözü bazıları için çok doğru ve anlamlıdır. Böyle düşünen insanlar doğal olarak değişime pek sıcak bakmazlar. Daha genel olarak ifade etmek gerekirse, “böyle gelmiş, böyle gider” felsefesinin yerleşmiş olduğu bir toplumda değişimi gerçekleştirmek o kadar kolay değildir.

Grup körlüğü: Bazen bireylerin belirli bir sosyal grup ve çevre içerisinde yetişmeleri ve zamanlarının önemli bir kısmını bu kesim içerisinde geçirmeleri sahip oldukları değer yargılarını değiştirmelerine engel olabilecek önemli bir faktördür.

Medokrati: Toplumsal olaylara karşı kayıtsız olan bir grup da medokrati (mediocrity) olarak adlandırılan kimselerdir. Bu kimseler kendi halinde, suya-sabuna el dokundurmayan türden insanlardır. Bir konu ile ilgili görüş bildirmekten, yorum yapmaktan bilinçli olarak kaçınırlar. Evet ya da hayır demek yerine susmayı, çekimser kalmayı yeğlerler. Bu medokratik mantalite de değişim için birlikte mücadele edilmesini güçleştirmektedir.

 

Bazılarımız yukarıda saydığımız birden fazla grubu temsil ediyor. Ülkemizi hatta geleceğimizi bir adım ileri götürmek yerine engel oluyor. Oysaki önemli olan bizi ileriye taşıyacak olan değişim isteğinin bize ait olmasıdır. Bunu devlet yada kurumlar tarafından yapılmasını beklemeden bireyselde gerçekleştirmeliyiz. Mesela sırf kendi çıkarımıza ters düştüğü anda bu yolda bir set olmamak, ataleti tercih etmemek gerek. Her zaman bir adım sonrasını düşünerek hareket etmek ve bunu yaparken de fikirleri ve söylemleri akıl süzgecinden geçirmek gerek.

READ:   Chat With Daniel Quinn

Düşüne(bile)nler ve bilgililer birlik olup bir sinerji, bir güç oluşturmalıdır. Bu yolda dürüst, samimi, kararlı ve yenilikçi-ilerici kişilere oldukça iş düştüğü kanısındayım.

 

 

*Konfüçyüs

 

About the Author
SADECE ÇOK AKILLILAR VE ÇOK APTALLAR ASLA DEĞİŞMEZLER* 1